19 Eylül 2009 Cumartesi
KARARLILIK.. (!)
Eğip bükmeden soralım...
*
Son 5-6 yılda...
PKK'lı mı tıktık içeri?
Subay-astsubay mı?
*
Eli silahlı teröristlere habire af çıkarırken; İstiklal Madalyası sahibi Jandarma Genel Komutanı'nı hapse atıp, beyin kanaması geçirene kadar içerde tutmadık mı?
PKK'ya yataklık yaptığı için hapiste yatan kadını, çıkarıp, Meclis'e sokarken, Cumhurbaşkanı'nın masasına davet ederken; 1'inci Ordu Komutanı'nı "terör örgütü kurmak"tan içeri tıkmadık mı?
Şehide "kelle" dediği için tazminat ödemeye mahkûm olan, "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim" diyen Başbakan'a, "Bravo, aynen devam" deyip, yüzde 47 oy vermedik mi?
PKK, hastalanmaması için serçe parmağının tansiyonu bile ölçülen Abdullah Öcalan'ın saçı kesildi diye, kalkışma provası yapıp, Diyarbakır'ı yakıp yıktığında, polisin-askerin elini tutup, "Cana geleceğine mala gelsin" diyen Diyarbakır Valisi'ne "aferin" deyip, Başbakanlık Müsteşarı yapmadık mı?
Kafamızda Amerikan çuvalıyla gezerken, koordinatör saçmalığı icat edip, "Amerika bizi çok seviyor, istihbarat verecek" demedik mi?
"Amerika istedi diye harekátı kısa kestik, içerde parça bıraktık, o kampları tutmamız gerekirdi" dediği için, neredeyse "vatan haini" ilan edilen Deniz Baykal, o kamplardan gelen teröristler önceki gün Aktütün'ü bastığında haklı çıkmadı mı?
Irak'taki hacivat "Kedi bile vermem" derken; yaralı PKK'lıların tedavi edildiği Kuzey Irak'taki hastaneyi bile kendi ellerimizle yapmadık mı?
Vatandaşa zam üstüne zam geçirirken, PKK'yı koynunda besleyen Barzani'ye, Talabani'ye yarı fiyatına elektrik vermiyor muyuz?
İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de kadınları çocukları havaya uçurduklarında; besleme medyadaki arkadaşlar utanmadan, "Ne malum PKK'nın yaptığı" demedi mi?
Şehit çocukları çıplak ayakla gezerken, tabut başındaki karnı burnunda tazeler Allah'ıyla baş başa kalmışken; fitreleri zekátları Mehmetçik Vakfı yerine, Almanya'da din-iman hortumcusu olduğu alenen tescillenen Deniz Feneri'ne vermiyor muyuz?
Gariban ailelerin çocukları şakır şakır şehit düşerken, subay-astsubay çocukları oradan oraya tayin edilip, lise mezunu olana kadar 28 tane şehir değiştiriyor; yaşadıkları travma nedeniyle üniversite kazanamıyor ve onlara hiçbir ayrıcalık tanınmıyorken; "Babamın parası var, benim de bokumda boncuk var, onun için yurtdışında okuyorum" diyenler askerlikten yırtmıyor mu?
Bir zamanlar bu memlekette askerlik yapmayana kız bile verilmezken, "Popomda sivilce çıktı, bak bu da raporu" diyenler, askerlikten sıyırmıyor mu?
*
Genelkurmay, 68 kere basılan 46 şehit verdiğimiz gecekondudan bozma dandik karakolu, parasızlık nedeniyle 100 metre ileriye taşıyamadığımızı açıklarken; Genelkurmay eski Başkanı'na, korgeneral refakatinde askeri uçakla taşıyarak, 1 trilyon liralık zırhlı Audi almadık mı?
*
Neymiş efendim, terör zirvesi toplanmış, kararlılık mesajı çıkmış...
Yerim ben sizin o kararlılık diyen dillerinizi.
02 Ağustos 2009 Pazar
KUTSAL DAMACANA - 2
“Kutsal Damacana”nın devam filmi geldi işte:
“Mundar damacana…”
Ama bu gerçek…
Haber Bursa’dan patladı:
Çekirge semtindeki bir siteye su götüren Naci, sitenin asansöründe boş damacanaya tecavüz ederken yakalandı.
10 katlı sitenin asansöründeki güvenlik kamerası, 27 yaşındaki sucuyu 1 dakika boyunca boş damacanayı “pompalarken” görüntüledi.
Kayıtlar dikkatli incelendiğinde aynı sucunun aynı gün içinde iki kez su getirdiği, ikisinde de damacanaya musallat olduğu çıktı ortaya…
Durum hemen site yönetimine bildirildi.
Naci savcılığa sevk edildi. Adli Tıp, “damacananın ruh sağlığının etkilenmediği”ne hükmetmiş olmalı ki, tutuksuz yargılanmak üzere salıverildi.
“Boş damacana ile almıyoruz birader!”
Naci, tombul damacanaların bütün gün kucağında bir o yana bir bu yana çalkalayıp durmasından etkilenmiş olmalı…
Türkiye burası; olabilir.
İnsan bu sıcakta plastik bidonu bile “bir içim su” gibi görebilir.
Onun terli bedenine sarılırken “Kıpraşma, sen de zevk alacaksın” diyebilir.
Bir kamyon damacanayla kendini haremde hissedebilir.
Komplo teorisyenleri, bunun “rakip su şirketinin provokasyonu” olduğunu öne sürebilir.
Eğlence yerlerinin asansör kapısındaki korumalar, bundan böyle gelen sucuları çevirip “Boş damacana ile almıyoruz birader” diyebilir.
Yetkililer çıkıp “Çocuk damacananın ağzına bakmış, tahrik olmuş. Damacananla ilgilenmez, ağzını açık bırakırsan ya sucuya kaçar, ya bucuya” diye söylenebilir.
“Damacana Naci” Facebook’ta
Tabii “skandal” bir anda İnternet’e düştü.
Daha tecavüz gecesinden başlayarak “Damacana Naci” adına Facebook’ta grup oluşturuldu.
Haberin altındaki yorum sayfalarına, Ekşi Sözlük’e yorum yağdırıldı.
Hadisenin kendisini değil de, 1 dakikada bitmiş olmasını eleştirenler mi ararsınız…
Olayı duyan damacananın babası Varil ile erkek kardeşi İbrik’in Naci’nin peşine düştüklerini söyleyip “Evlenirsen ceza almadan yırtarsın” diye akıl verenler mi…
“Naci, bizim arabanın da egzozu tıkandı; bi bakabilir misin” diye tahrik edenler mi…
Ayşe Arman’a damacana kılığında asansöre binmesini tavsiye edenler mi?..
Yakında Naci’nin asansör kayıtları You-tube’a sızar da izlenme rekoru kırarsa şaşmayalım.
Kostümlü damacana
Bir itirafta bulunayım:
Yıllar önce “ışık gören su çürüyor” diye duymuş ve bizim mutfaktaki damacanaya benim eski kazaklardan birini giydirmiştik.
Kazağın kollarını düğüm yapıp birleştirirken, sevimli dursun diye de damacananın boynuna bir maske yerleştirmiştik.
Asansörde tecavüz haberi çıktığından beri, eve su taşıyan arkadaşın her seferinde damacanayı soyup giydirirken neler hissettiğini ve bizim hakkımızda ne düşündüğünü çok merak ediyorum.
Cenabet damacana
Şaka bir yana…
Durum vahim gibi görünse de bence seks cephesinde yeni bir şey yok:
Aslında her seks shop’ta satılan ağzı pompalı plastik şişme kadınlarla kıyaslandığında damacananın sadece biraz daha topluca, kaba saba ve ucuz bir partner olduğu söylenebilir; o kadar…
Oysa biz ilkine “fantezi” diyoruz; diğerine “sapıklık”…
Malzeme aynı malzeme, mantık aynı mantık…
Ve tabii sorun aynı sorun:
Cinselliğin sinemada, televizyonda, reklamda hiç olmadığı kadar pompalandığı, ama hayatta aynı oranda kısıtlandığı bir çağda kadınsız kalmanın bedeli…
Ekranda görünenle sokakta yaşanan arasındaki uçurumun derinliği…
Bastırılmış şehvetin, kışkırtılmış erkekleri bidona mühür çözdürecek hale getirmesi…
Plastik kadınların, tarladaki sıpaların, asansördeki damacanaların, iktidar yarışına sokulan erkeklere “Bu gece olmaz, başım ağrıyor; niye sertleşmedin; erken geldin; geciktin” dememesi…
Cinsellik ailede, okulda, ekranda, sokakta, hayatın olağan, ve zevkli bir parçası değil, girişi yasak bir ceza alanı olarak tutuldukça evimizde, asansörümüzde, mutfağımızda, “cenabet damacanalar” ve ondan olma gayrimeşru pet şişeler bulabiliriz.
Çare mi?
Çeşmeden içmek değil, yarayı deşmek…
01 Temmuz 2009 Çarşamba
50 YILDIR SORULMAYAN SORU.


50 yıldır sorulmayan soru
"AB için referandum yapılsın."
Madem millet için AB'ye girmek istiyorsunuz... Yetti artık, emrivaki...
Millete sorun!
İstiyor mu, istemiyor mu?
Çünkü benim bildiğim, AB'nin bir numaralı kriteri,
millet ne istiyorsa, onu yapmak...
Aksini değil.
Bu nedenle onlar kendi milletlerine sordu... İsteyen
girdi, istemeyen girmedi.
Mesela, Norveç...
Seçilmiş bir hükümet vardı iktidarda.
Yani milletten "yetki" almıştı.
Ama buna rağmen, referandum yaptı.
"Hayır" dedi millet... Girmediler.
Bir zarar gördüklerini de, görmedim.
Peki ya biz?
İlk başvuru, 1959'da. Tam 50 yıl önce..
Menderes... Rahmetli...
Kimseye başvurdu mu, "başvuralım mı, başvurmayalım
mı" diye?
Başvurmadı.
Başvurmadan başvurdu...
Sonra?
Hatırlayın...
Demirel, Ecevit, Özal, Yılmaz, Çiller...
Hepsi birer defa girdi AB'ye...
Hepsi, ayrı ayrı kutlama yaptı AB'ye girdiğimiz için.
E baktı ki millet, bir yere girdiğimiz falan yok...
"N'oluyor" demeye kalmadı...
Tayyip Erdoğan iki defa daha girdi.
Patlattığımız havai fişeğin haddi hesabı yok, AB'ye
girdiğimiz için.
En fazla defa biz girdik!
Ama hâlâ dışardayız.
Hatta, dışarda bi tek biz varız.
Bu arada bize giren girene...

Ve işte bugünkü soru...
Siyasilere değil, size.
Herkes kendine soracak.
Herkes kendine verecek cevabı...
1963 Ankara Anlaşması'nı milat kabul edersek... Dile
kolay, 46 yıldır...
Ekonomiden hukuka, tarladan gökyüzüne, aklınıza
gelen gelmeyen her konuda
"AB'ye uyum için" yasa çıkardık.
Hayatınızda olumlu yönde ne değişti?
Size ne faydası oldu?

Çünkü şöyle bir manzara var.
Çıkarılan AB'ye uyum yasaları...
Bölücüye yaradı.
Apo'ya yaradı.
Fehriye'ye yaradı.
Köktendinciye yaradı.
Takıyyeciye yaradı.
Diasporaya yaradı.
Rum'a yaradı.
Cari açığa yaradı.
Kapkaççıya yaradı.
Katile, ite, uğursuza yaradı.
Peki...
Aynı AB'ye uyum yasalarının...
Vergisini ödeyen, karıncayı incitmeden hayatını
sürdürmeye çalışan, yargıya güvenen, devletini seven, bayrağına saygı
gösteren, namuslu, yurtsever vatandaşa nasıl bir faydası oldu?
Açalım biraz...
Bu nasıl ortak?
Sınıflar sardalya kasası gibi...
60'şar 70'şer kişi sığışıyor çocuklarımız.
Öğretmenlerimiz, ameleden az kazanıyor.
Bu şartlarda AB'ye girmemiz mümkün mü?
Değil.
Peki siz hiç, bugüne kadar Avrupa Birliği'nin bir defa
olsun, "bu sorunu çöz, çözmezsen olmaz" dediğini duydunuz mu?
Ben duymadım.
Ama eğitimle ilgili ne duyuyoruz hep?
"Ruhban Okulu'nu aç."
Sabahın 4'ünde giriyoruz hastane kuyruğuna... Kalp
ameliyatına bile 6 ay sonraya gün veriliyor...
Temel insan hakkımız yok yani!
"Al şu fonları, hastane aç" diyor mu?
Demiyor... Ne diyor?
"Limanları aç."
Bayramda 104 kişi daha öldü. Her yıl küçük bir
Avrupa kenti kadar
insanımız yollarda heba oluyor.
"Yollarını düzelt" demesi gerekmez mi?
Gerekir... Ama o ne diyor?
"Ermenistan' a yol aç."
Resmi olarak 2.5 milyon, gayriresmi olarak 10 milyon
işsiz var Türkiye'de.
Fas'ın Tunus'un Cezayir'in işsizini alıyor.
Bize duvar.
Bi tek kimi alıyor bizden?
PKK'lıyı.
İşçi suçlu. Terörist mağdur.
Bölücü posteri taşıyana "dokunma" diyor.
Atatürk posteri asana "indir onu" diyor.
AB üyesi İngiltere, kendi genelkurmay başkanına göre
bile, "elalemin ülkesinde işgalci."
Çıt çıkmıyor.
Bizim asker, "kendi toprakları üzerinde" uçak
uçuruyor... Şiddetli itiraz.
Kınama.
El ele verip, Çanakkale'den Antep'e, İzmir'den Urfa'ya,
katlettikleri Türk'ün haddi hesabı yok.
"Soykırımcısın" diyor.
"Değilim" demek yasak üstelik.
Kendi ülkesinin şartlarına göre kanun çıkarmakla
yükümlü olan Meclis, "tercüme bürosu"na döndü... Trafik suçu bile
işlenmeyen ülkelerin kanunları bire bir Türkçe'ye çevriliyor.
Sonra ne oluyor?
İt, uğursuz kol geziyor.
Namuslu vatandaş korku içinde.
Farz edelim, Akmerkez'e gittiniz.
Üstünüz aranıyor mu?
Aranıyor... Çocukların bile aranıyor.
Ama polis, şüphelendiği bir kişinin üstünü
arayabiliyor mu?
Arayamıyor.
Neden?
Çünkü artık, hakim kararı gerekiyor.
Akmerkez'deki güvenlik görevlisinin hakim kararına
ihtiyacı yok...
Devletin polisinin hakim kararına ihtiyacı var.
Buna "AB'ye uyum" deniyor.
Tatile gideceksiniz. ..
Mesela, Belçika'ya.
Vize vermek için, tapu istiyor, banka cüzdanı istiyor,
gidiş-dönüş uçak bileti istiyor, kalacağın otelin rezervasyonunu
istiyor, şimdi yeni moda çıktı, kulaklarını gösteren fotoğraf istiyor.
Ama Fehriye orada.
Hâlâ bir terslik yok mu burada?
Cumhuriyet 83 yaşında...
AB kaç yaşında?
"AB için referandum yapalım" dedik...
Ali Kemaller çok kızdı.
Devam o zaman...
Temel sorun şu aslında...
Yıllardır diyorsun ki, "AB, AB..."
E görüyorsun ki, iş boka sarıyor.
Şimdi çıkıp, nasıl diyeceksin..
"Bu iş yanlışmış."
Nasıl diyeceksin?
İnsanın, yanıldığını kendisine bile itiraf etmesi
zordur.
Ama yanıldıkları nokta, AB değil.
"Türkiye'yi adam edecek" bütün güzelliklerin, ancak
ve sadece, "dışardan gelebileceğini" sanıyorlar.
"Bizi kurtarsa kurtarsa, yabancılar kurtarır"
zannediyorlar.
Yanıldıkları nokta bu.
Zihniyetlerinin dedeleri de, İngiliz Muhipleri
Cemiyeti'ydi. .. Amerikan mandacılarıydı.
Hatta, başka versiyonlarını da yaşadık, yakın
geçmişte...
Hatırlayın...
Sovyet'e sarılmıştı çoğu.
Kendi devrimine dudak büküp, elalemin devrimini
alkışlıyorlardı.
Gorbaçov çıktı, pardon dedi...
Harç bitti, yapı paydos, herkes yoluna...
Ayazda kalakaldılar!
Savruldular.
Kimi "eşitlik meşitlik" falan derken, en vahşi
patrondan daha kapitalist oldu...
Kimi daha düne kadar Allah'a bile inanmazken, takke
taktı kafasına.
Nereyi tuttularsa, kurudu!
"Yabancıların" becerebileceğine inandılar...
Mustafa Kemal'in "kalıcı" olabileceğine inanamadılar
bir türlü.
Bakar kör çünkü bunlar. Görmüyorlar.
Ama dünya görüyor...
Geçen yüzyıldan bu yüzyıla "ayakta geçmeyi başaran
tek ideoloji" O ufak tefek, sarışın adamın devrimi oldu.
İlelebet payidar.
Ben de şunu görüyorum naçizane...
Ve gurur duyuyorum...
Bunlar nereye sarıldıysa, kurudu.
Ama özellikle lise ve üniversite gençliğimizin
yüreğinde yeşeriyor
Kemalizm hergün... Her genç, yeni bir fidan... Kökleri
Asya'da, dalları
Avrupa'da, yaprakları ABD'de Avustralya'da.
Bu gençlerden cesaret alarak, soruyorum...
Cumhuriyet 86 yaşında.
AB kaç yaşında?
Milletlerin ömrüne bakacaksak eğer...
Bizim devletimiz varken, bunlar mağarada yaşıyordu,
mağarada.
Sen kime akıl öğretiyorsun?
Bizi "AB" ye asla almayacaklar. Bu Bir..
Bunu da asla yüzümüze söylemeyecekler. Bu da iki..
Ne ABD ne de AB çözüm olabilir..
Çözüm sizsiniz..!
Çözüm biziz..!
30 Haziran 2009 Salı
ATATÜRKÇÜ EĞİTİM ANLAYIŞINDAN UZAKLAŞMA SÜRECİ..

Bir Çin atasözü şöyle der: Bir yıl sonrasını düşünüyorsan pirinç ek. On yıl sonrasını düşünüyorsan meyve fidanı dik. Yüz yıl sonrasını düşünüyorsan insan eğit!
M. Kemal Atatürk'ün ölümünün ardından yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayan gerici güçler, Atatürkçü eğitim sistemini değiştirecek ve Atatürk'ün öğretilerinin içini boşaltacak çalışmalara ağırlık vermiştir. Çin atasözü söz konusu çevrelerin eğitim alanına yönelik hesaplarını gayet güzel özetlemektedir. İşte bu yazımda, Atatürk karşıtlarının eğitim sisteminde değişikliği hedefleyen çalışmalarından somut örnekler vereceğim.
9 Ağustos 2006 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Tanıtım Yönetmeliği'nde yapılan bir değişiklikle, okulların adındaki “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresinin yeri değiştirildi.
Milli eğitimde Yönetici Atama Yönetmeliği değiştirildi. Temel eğitim politikalarını belirleyen, kitapları inceleyen ve programları hazırlayan, Talim Terbiye Kurulu'nun sadece tüm üyeleri değil 167 uzmanı da görevden uzaklaştırıldı.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda yapılan değişiklikle, önce yardımcı ders kitaplarının ve eğitim araçlarının, sonra ders kitaplarını, çalışma kitaplarını ve öğretmen kılavuz kitaplarını inceleme ve denetleme yetkisi Talim Terbiye Kurulu'ndan alındı.
“Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenmeyen hiçbir kitap ve eğitim aracı okullarda kullanılamaz” hükmü yardımcı ders kitap ve araçları için kaldırıldı. İlköğretim okulları ve liselerde yardımcı ders kitabı olarak okutulacak kitap, dergi, kaset, CD gibi eğitim araçlarının, devlet denetimi olmaksızın öğrencilere tavsiye edilebilmesi sağlandı. Bu düzenlemeler irticai yayınların okullara ulaşması ve giderek artıp yaygınlaşmasının önünü açtı.
700'e yakın imam, kurumlararası nakil yoluyla Milli Eğitim Bakanlığı kadrosuna geçti.
Milli Eğitime bağlı anaokullarında görevlendirilmek üzere alınan türbanlı öğreticiler kurayla atandı. Özel Yurtlar Yönetmeliği değiştirilerek bu yurtlarda dinsel propaganda yapmak suç olmaktan çıkartıldı.
Başbakan Erdoğan'ın, “Onuncu Yıl Marşı"nı okumakla Türkiye raylarla donanmıyor. Bu işler lafla olmuyor. Marşı oku demir ağlarla ör. Neyi ördün yahu neyi? Ama bak, biz örüyoruz, öreceğiz inşallah. Daha da devam edeceğiz. Demir ağlarla ördük diye bunlar konuşuyorlar. Nereyi örmüşler?” açıklamasından bir süre sonra “10. Yıl Marşı” ders kitaplarından çıkartıldı.
Kimi belediyelerin eğitim hizmeti bahanesiyle küçücük çocuklarımızı yanlış yönlendirecek çalışmalar başlatması da ayrı bir sorun olarak önümüze çıkmaktadır. Örneğin Beyoğlu Belediyesi"nin, ilköğretim öğrencilerine dağıttığı “Resimli Trafik Rehberi”nde şu ifadeler yer aldı:
“Kuşkusuz trafik kazaları da diğer büyüklü küçüklü bütün olaylar gibi takdir-i ilahidir. Çünkü her şey Allah"ın takdirine bağlıdır. Onun ilminin, takdirinin dışında bir şey olmaz, olamaz. Hatta bir yaprak dahi onun izni olmadan kıpırdayamaz. Bu bakımdan bazılarının, "Vatandaş trafik kazaları kader değildir" teraneleri, bizim tevhid/birlik esası üzerine kurulu inançlarımıza aykırıdır.”
İstanbul Kartal'da bir ilköğretim okulunda, 5. sınıf öğrencileri için hazırlanan Türkçe kitaplarının içine dua kitabı da eklendi. Ümraniye Belediyesi, Çanakkale Savaşı'nın “bazı üstün güçlerin varlığı” ile kazanıldığını ileri süren bir çizgi filmi, ilköğretim öğrencilerine izletti ve dağıttı.
Ders kitaplarında aktarılan bilgilerin de çarpıtıldığı, başta Atatürk ve Ulusal Kurtuluş Savaşı olmak üzere birçok konunun eksik ve yanlış öğretildiği bir süreçteyiz. Bu alanda da verilecek somut örnekler var. Yeni ders kitaplarında Padişah Vahdettin ile Damat Ferit'in İngilizlerle işbirliği yaptığı, Vahdettin'in İngilizlere sığındığı bilgisi bulunmuyor, Atatürk'le Vahdettin arasında uyum olduğunu çağrıştıran ifadeler yer alıyor.
8'inci sınıflarda okutulan “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” kitabında, tarikatlar yeni bir anlam yüklenerek övülüyor.
8'inci sınıfta okutulan “İnkılâp Tarihi” kitabından, Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın başı açık fotoğrafı çıkartılıp yerine başörtülü fotoğrafı kullanıldı. Kamuoyundan gelen yoğun tepkiler üzerine ilk fotoğrafa dönüldü.
Halifeliğin kaldırışının laikliğe geçişin büyük adımı olarak ele alınmadığı yeni ders kitaplarında, laiklik tanımlanırken, laikliğin dinsizlik olarak algılanmasına yol açacak “dini olmayan şey” ifadesi kullanılıyor. Küçük bir öğrencinin “dini olmayan şey” ifadesinden ne anlayacağını ve laikliğin bu ifadeden nasıl bir zarar göreceğini uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım.
Liseler için hazırlanan ders kitabına Atatürk"ün Nutku konulmazken, “Türkler, 1 milyon Ermeni'yi ve 30 bin Kürdü katletti” diyen Orhan Pamuk"a yer veriliyor.
Yeni ders kitaplarında “Şeyh Sait Ayaklanması”nın adı “Doğu İsyanı” olarak değiştirilirken, Şeyh Sait'in tarikat lideri olduğu ifadesine yer verilmiyor.
2007-2008 eğitim öğretim yılında lise 3 coğrafya kitabında Türkiye fiziki haritasında Ağrı Dağı'nın adı Ararat olarak değiştirilmesi nasıl yorumlanmalı bilemiyorum.
Lise son sınıflarda geçen yıl okutulan “T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” kitabında “Ermeni Sorunu” konusu verilirken kullanılan yer adlarının çoğu Türkçe ve şu an kullanılan adlar değildir. Kitapta Süleymanlı yerine Zeytun adı kullanılmaktadır. Zeytun en önemli Ermeni isyanlarından birinin çıktığı yer olması nedeniyle Ermeniler için simgesel bir anlamı vardır.
Fransız ressam Eugene Delacroix'ın Fransız Devrimi'ni anlatan, elinde Fransız Bayrağı taşıyan göğüsleri açık kadının yer aldığı resim, 2001-2006 yılları arasında okutulan 7. sınıflar için “Vatandaşlık Bilgisi ve İnsan Hakları” kitabında yer almıştı. Kitabın 5 yıllık onay süresi sona erince söz konusu resme yeni kitapta yer verilmedi.
2 Ekim 1920'de Konya'da TBM'"ne karşı İngiliz ve Fransızların desteğiyle başlayan “Delibaş Mehmet” isyanı ve isyancıların başı Delibaş Mehmet'in bir İngiliz rahibin yardımıyla Yunanistan'a sığınması yeni kitaplarda yer almıyor. Delibaş Mehmet bugün Konya'nın kimi yörelerinde evliya olarak tanınıyor.
İlköğretim öğrencileri için başlatılan “100 Temel Eser” uygulamasıyla yayımlanan kitaplara Atatürk, Cumhuriyet ve laiklik karşıtı ifadeler, hurafeler ve argo sözler, yabancı masal kahramanlarının diyaloglarına İslami söylemler serpiştirildi. Tarikat liderlerinin yasaklanmış kitapları, takma adlarla öğrencilere sunuldu.
“100 Temel Eser” uygulamasından kimi örnekler:
“Mendilin ipeklisi / Tarlanın tezeklisi / İyi olur oğlanlar / Karının göbeklisi.”
“Ecevit"in kafası / Cum Sezer"in sopası / Aptal olduk hepimiz / Kafaları kopası.”
“Öküzü saldım çifte / Sırtımda güllü küfe / Aç gireyim koynuna / Döndük cumhuriyete.”
Bir tarikatın günlük yayın organı olan gazeteyle aynı tarikatın yönetimindeki bir dershanede, kısaca OKS olarak bilinen sınava hazırlık amacıyla yayımlanan deneme kitapçığındaki Türkçe test sorularından bir örnek verelim:
“Atatürk, büyük bir asker, büyük bir devlet adamı ve diplomat olduğu kadar eğitim alanında da ulusumuzun çağ değiştirmesini sağlayan büyük bir önderdir.”
Bu parçaya göre Atatürk için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Eğitim alanında yeni bir anlayış oluşturduğu.
B) Devlet idaresinde büyük işler yaptığı.
C) Milletine karşı büyük bir sevgi duyduğu.
D) Askeri alanda önemli bir noktada olduğu.
Sorunun doğru yanıtı olarak Atatürk'ün milletine karşı büyük bir sevgi duyduğu söylenemez denilen “c” şıkkı gösteriliyor.
Laiklik karşıtı eylemler nedeniyle ceza almış olan hoca lakaplı bir kişinin İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün verdiği izinle okullarda evrim kuramına karşı yaradılışı anlatmasına ve kitaplarının da okullarda dağıtılmasına izin verildi.
Şimdi de kimi liselerin internet sitelerinde irtica propagandası yapan yazılardan örnekler verelim:
“Laiklik kavramını istismar ederek insanımıza dünyayı dar etmeye çalışanların, cumhuriyet tarihi boyunca laiklik kavramı üzerinde ittifak ettikleri tek konunun, bu kavramı bir cadı kazanı gibi kaynatıp, inanç ve fikir sahiplerini, bu kazanda eritme olduğuna şahit olmuş bir kuşağız.”
“Evlenmeden birkaç gün önce resmi nikâh denen uyduruk formalite, kimseyi davet etmeden, gözlerden ırak bir şekilde tamamlansın. Böylece bizim nazarımızda İslâm nikâhının nikâh olduğu, resmi nikâhın ise beş paralık kıymeti olmayan bir formalite olduğu dosta düşmana ayan beyan ispat da edilmiş olur.”
Tüm bu örneklerden sonra bir anımsatma yapalım. Anayasa'nın 174'üncü maddesi öğretim birliğini öngörmektedir. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasası ise özgür ve bilimsel eğitimi emretmektedir. Yukarıdaki örneklerin ardından aşağıdaki verilere baktıktan sonra Öğretim Birliği ve Milli Eğitim Temel Yasası"nın geçerliliğini koruyup korumadığını siz değerli okuyucuların takdirine bırakıyorum…
2003 yılında 3 bin 852 olan Kuran kursu sayısı 2007 yılında 7 bin 36'ya ulaşmış, yazları açılan Kuran kurslarının sayısı ise 2004 yılında 54 bin 372 iken, 2006 yılında 58 bin 500'e yükselmiştir. Bu kurslarda eğitim gören öğrenci sayısı ise 1 milyon 436 bin 168'dir. Bunlar bilinen ve kayıtlı Kuran kurslarıdır, verdiğim sayılar kaçak Kuran kurslarını kapsamamaktadır.
Türkiye'deki 1 220 hastaneye, 6 300 sağlık ocağına, 67 000 okula karşılık, kaç cami var biliyor musunuz?
– 85 000 cami! Bu 60 000 kişiye bir hastane ve 350 kişiye bir cami demek!
– Doktor sayımız 77 000. 90 000 din görevlimiz var. Yani 900 kişiye bir doktor, ama 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor. Ve Türkiye'de 200 000 öğretmen açığı var..
– Güzel sanatlarla ilgilenen derneklerimizin sayısı, operası, balesi, resimi, heykeli, tiyatrosu, sineması dahil, hepsi 96 dernek. Ama 35 000 cami yaptırma derneği var ülkemizde!
– Kaç kütüphane var bütün Türkiye'de?
– 1 435 kütüphane. Almanya'da kütüphane sayısı 11 000.
Türkiye'nin sadece 13 ilinde devlet tiyatrosu var. Ama 81 ilinde de Kuran Kursu var.
Son olarak..
Yedi bakanlığın 2006 yılı bütçe rakamları... 249 trilyon (Enerji ve Tabiî Kaynaklar) ile en fazla 783 trilyon (İçişleri) arasında değişiyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi ise 2006'da 1.3 katrilyonmuş. 2007'de 2.7 katrilyon lira..
Nereye gidiyoruz biz..!
18 Haziran 2009 Perşembe
CELTIC ASTROLOGY

Burçlar deyince aklımıza hep yıldızlar gelir. Halbuki astrolojinin başka çeşitleri de vardır. Celtic astroloji de bunlardan biridir. Celtic astrolojiye göre burçlar ağaçlara göre belirlenir. Doğduğunuz gün size hangi ağaç olduğunuzu gösterir. Şimdi aşağıdaki listeden ağacınızı bulun ve onu sevin, onu koruyun.. Hatta küçük bi fidanlık da yapabilirsiniz :))
Doğum Aralığı Ağaç cinsi
23 Aralık - 31 Aralık Elma Ağacı
01 Ocak -11 Ocak Köknar
12 Ocak - 24 Ocak Karaağaç
25 Ocak - 03 Şubat Selvi
04 Şubat - 08 Şubat Kavak
09 Şubat - 18 Şubat Sedir
19 Şubat - 28 Şubat Çam
01 Mart - 10 Mart Salkımsöğüt
11 Mart - 20 Mart Ihlamur
21 Mart - 22 Mart Meşe
22 Mart - 31 Mart Fındık
01 Nisan - 10 Nisan Üvez
11 Nisan - 20 Nisan Akçaağaç
21 Nisan - 30 Nisan Ceviz
01 Mayıs - 14 Mayıs Kavak
15 Mayıs - 24 Mayıs Kestane
25 Mayıs - 03 Haziran Dişbudak
04 Haziran - 13 Haziran Gürgen
14 Haziran - 23 Haziran İncir
24 Haziran - 25 Haziran Huş
25 Haziran - 04 Temmuz Elma Ağacı
05 Temmuz -14 Temmuz Çam
15 Temmuz - 25 Temmuz Karaağaç
26 Temmuz - 04 Ağustos Selvi
04 Ağustos -13 Ağustos Kavak
14 Ağustos - 23 Ağustos Sedir
24 Ağustos - 02 Eylül Çam
03 Eylül - 12 Eylül Salkımsöğüt
13 Eylül - 22 Eylül Ihlamur
23 Eylül - 24 Eylül Zeytin
24 Eylül - 03 Ekim Fındık
04 Ekim - 13 Ekim Üvez
14 Ekim - 23 Ekim Akçaağaç
24 Ekim - 11 Kasım Ceviz
12 Kasım - 21 Kasım Kestane
22 Kasım - 01 Aralık Dişbudak
02 Aralık - 11 Aralık Gürgen
12 Aralık - 21 Aralık İncir
22 Aralık - 23 Aralık Kayın
VE AÇIKLAMALARI ;
ELMA: (AŞK) Cazibeli, Fiziksel olarak dikkat çekici ve etkileyici. Hoş bir auraya sahip. Flötrçü ve maceraperest ama hassas ve her zaman aşık bir tip. Sevmeye ve Sevilmeye meraklı. Sadık ve hassas bir eş. Cömert. Bilimsel
konulara yeteneği var. Bugün için yaşar. Hayal gücü yüksek.
DİŞBUDAK : (HIRS) Farklı bir çekiciliğe sahip, hayat dolu, talepkar, düşüncesizce hareket eden ve eleştirilere kulak asmayan biri. Hırslı, akıllı, yetenekli, kaderine hükmetmeyi seven, egoist olmaya elverişlidir. Ama ona güvenebilirsiniz. Bazen beyni kalbine hükmedebilir. İlişkileri çok ciddiye alır ve sadıktır.
KAYIN : (YARATICILIK) İyi bir zevki vardır. Görünüşe ve kendi görüntüsüne önem verir. Materyalist sayılır. Hayatı ve kariyeri için çok ve düzenli çalışır. Ekonomiktir. Gereksiz risklere girmez. Makul bir tiptir. Diyet ve sporla fiziğine dikkat eder.
HUŞ : (ESİNLENME) Hayat dolu, ekliyeyici, elegan, arkadaş canlısı, gösterişten uzak, mütevazi, aşırılıktan hoşlanmayan, kaba şeylerden nefret eden biridir. Doğal ve sakin bir yaşamı tercih eder. Fazla tutkulu değildir. Hayal gücü yüksek ve az hırslıdır. Sakin ve uygun ortamlar yaratır.
SEDİR( GÜVEN) Zarif, her ortama ayak uydurabilen, lüksü seven, sağlığına dikkat eden, kendine güvenen, başkalarına da biraz yukarıdan bakan biridir. Kararlı, Sabırsız ve Başkalarını etkilemeyi sever. İyimser ve beceriklidir. Tek ve gerçek aşkını bekler. Çabuk karar verir.
KESTANE : (DÜRÜSTLÜK) Alışılmadık bir güzelliği vardır ve insanları etkilemek gibi bir derdi yoktur. Adil ve neşelidir. Doğuştan diplomattır. Çok kolay huzursuzluğa kapılır ama her türlü ilişkisinde hassasdır. Bazen olağandışı davranır. Sevgili bulmakta güçlük çeker.
SELVİ : (SADAKAT) Güçlü, fiziksel olarak kaslı, her ortama uyabilen, hayatla fazla uğraşmayan, hoşnut, iyimser, paraya meraklıdır.Yalnızlıktan nefret eder. Kolay kolay tatmin edilemeyecek kadar tutkuludur. Ama sadıktır. Modu çabuk değişir. Kurallara boyun eğmez. Biraz da ukala ve ilgisizdir.
KARAAĞAÇ : (ASİL) Müşfik, fiziksel olarak düzgün, giyimine dikkat eden, taleplerinde aşırılığa kaçmayan, insanlara neşe verebilen, liderlik etmeyi seven ama kendisinin altta olmayı sevmeyen biridir. Dürüst ve sadık bir eştir. Başkaları için karar vermeyi sever. Cömerttir. Pratik zekası güçlü ve iyi bir espri anlayışı vardır.
İNCİR : (HASSASİYET) Çok güçlü, bağımsız, tartışmalara ve zıtlıklara fazla izin vermeyen, aile hayatına düşkün, iyi bir baba ve hayvanseverdir. Sosoyal bir kelebek gibidir. Espriden anlar, aylaklığı ve tembelliği de sever. Bencilliği vardır. Akıllı ve pratiktir.
KÖKNAR : (GİZEM) Sıradışı bir zevki vardır. Sofistike ve kadirsinaştır. Güzel olan her şeyi sever. Dikbaşlı, çabuk mod değiştiren, bencil olmasına rağmen kendisine yakın olanlarla ilgilenen biridir. Çok mütevazi olduğu söylenemez. Hırslıdır ve memnun edilmesi zor bir sevgilidir. Çok arkadaşı vardır ve ona çok güvenebilirsiniz.
FINDIK : (OLAĞANÜSTÜ) Çekici, anlayışlı, insanları nasıl etkileyeceğini bilen, fazla talepkar olmayan, sosyal hayatta aktif ve girişken hatta dövüşken biridir. Popülerdir. Psikolojik durumu çabuk değişir. Kaprisli bir aşıktır. Ama dürüst ve eşine toleranslı davranır. Kusursuz bir yargı yeteneği vardır.
GÜRGEN : (ZEVK SAHİBİ) Dış görüntüsüne ve bakımlı olmaya dikkat eder. Zevk sahibidir. Başkalarını kendinden fazla düşünür. Hayatı mümkün olduğunca kolay bir hale getirmeye çalışır. Disiplinli bir hayat için kılavuzluk eder. İlişkilerinde kibardır. Farklı sevgililer bulmak ister. Duygularıyla ilgili olarak mutluluğu yakalaması kolay olmaz. Çoğunlukla da başkalarına güvenmez ve kararlarından asla emin olmaz.
IHLAMUR : (ŞÜPHE) Hayatın ona getirdiklerini kabul eder. Kavga ve tartışmadan nefret eder. Çalışkandır. Tembelliği ve bencilliği hiç sevmez. Streslidir. Yumuşak huylu ve merhametlidir. Arkadaşları için çekinmeden fedakarlık yapar. Becerikli olmasına rağmen bunları değerlendirmesini bilmez. Mızmızdır, kıskanç ama vefalıdır.
AKÇAAĞAÇ : (ÖZGÜR ZEKA) Hayal gücü ve orjinallikle dolu hiç de sıradan olmayan biridir. Utangaç, hırslı, gururlu, kendine güvenen, yeni deneyimlere aç biridir. Genellikle sinirli ve gergin bir yapısı vardır. Hafızası kuvvetlidir. Çok kolay öğrenir. Aşk hayatı biraz karmaşıktır. Başkalarını etkilemeyi sever.
MEŞE : (CESARET) Sağlam yaradışlı, cesur, güçlü, bağımsız ve girişkendir. Acıma duygusu çok yoktur. İşini şansa bırakmayı sevmez. Ayaklarını yere sağlam basmak ister. Hareketlidir.
ZEYTİN : (ERDEM) Makul biridir. Güneşi ve sıcak havaları sever. Kibar duyguları vardır. Öfke ve şiddetten kaçınır. Sakin ve toleranslıdır. Adalet duygusu gelişmiştir. Hassas kıskançlıktan uzak bir yapısı vardır. Okumayı ve sofistike insanlarla muhatap olmayı sever.
ÇAM : (TİTİZ) Uyumlu ilişkileri sever. Dinç ve güçlüdür. Nasıl rahat edebileceğini bilir. Doğal ve hareketli biridir. İyi bir partnerdir. Çok arkadaş delisi değildir. Çabuk aşık olur ama ateşi çabuk söner. Herşeyden kolay vazgeçebilir.
İdeali bulana kadar her şey geçicidir. Güvenilir ve pratiktir.
KAVAK : (TATMİNSİZ ) Arkasının güçlü olmasını ve sıkı insanlarla muhatap olmasını sever. Çok seçicidir. Artistik bir doğası vardır. Kin tutar. İyi bir organizatördür. Felsefik takılmayı sever. Ama her durumda ona güvenilebilen biridir. İlişkilerini de çok önemser.
ÜVEZ : (HASSASİYET ) Dikkat çekici, neşe verici, bencillikten uzak, dikkat çekmeyi seven biridir. Hayata bağlıdır. Yerine ve duruma göre hem bağımlı hem de bağımsız olabilir. Zevklidir. Duygusal, hassas, tutkulu ve artistik özellikleri vardır. İyi bir eş olur ama çok zor affeder.
CEVİZ : (TUTKU) Garip ve zıtlıklarla dolu biridir. Egoist ve agresiftir. Beklenmedik tepkiler gösterir. Asil bir ruhu vardır. Spontandır. Çok hırslıdır ve hiç esnekliği yoktur. Zor ve alışılmışın dışında bir eştir. Çok zor beğenir. Çok kıskanç ve tutkuludur. Sadece takdir eder. Uyum göstermek için fazla fedakarlık etmekten de hoşlanmaz. İlginç stratejiler üretmeyi sever.
SALKIMSÖĞÜT : (MELANKOLİ) Güzel ve çok melankoliktir. Etkileyicidir. Güzel ve zevkli şeylere meraklıdır. Seyahat etmeyi sever. Hayalperesttir. Kaprisli ama dürüsttür. Başkalarının duygularına önem verir. Çabuk etki altında kalır ama beraber yasanması zor biridir. Talepkardır. Sezgileri de kuvvetlidir. Aşıkken acı çeker ama demir atabileceği birini bulabilir.
12 Haziran 2009 Cuma
Hayat İşte..
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklamayın tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım,
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
-Can Yücel-
10 Haziran 2009 Çarşamba
BİZİ ANLAMAK..
ERKEKLERİN KADINLARDAN RİCASIDIR..
Pembe dizilerdeki sahte aşk nağmelerini bizden duymaya çabalamayın çünkü onlar gerçekten rol yapıyor ve kabak bizim başımıza patlıyor.
Bir SMS gönderdiğiniz zaman ilk 10 saniyede cevap gelmeyince ikinci SMS'te 'Orda mısın???' diye sormayın. Kesinlikle oradayızdır..!
Mağazada gelinliklere bakıp 'Aaaa ne güzeeel' dediğinizde onun bizim için bir anlamı yoktur. Bizi duygusuzlukla suçlamayın. Gelinlik sadece kızların hayalidir erkeklerin değil!!!
Saçlarınızı boyattığınızda bunu fark edemezsek anlayın ki yakışmamıştır ve bu bizim suçumuz değildir.
Çoğu erkek ısrardan ve bir şeyi ikinci kez duymaktan nefret eder; mutlaka ilk söylediğinizi anlamışızdır ama işimize gelmiyordur, lütfen bize geri zekalı muamelesi yapmayın.
Alışveriş yapmak hiç zevkli değildir ve asla zevkli olmayacaktır.
'Beni seviyor musun?' diye sormayın. Emin olun ki sevmiyor olsak yanınızda bir saniye bile durmayız…
Bizden sizinle aynı üzüntüyü yaşamamızı ve size tuvalete kadar eşlik etmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın görevidir.
Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.
Biz erkekler gerçekten basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında sadece acıkmışızdır ve sadece ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan 'ekmek niçin masada değil' diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın zira tüm erkekler edebiyatçı değildir…
Eğer farkında olmadan 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle diğer anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın…
Biz farklı anlamlar taşıyan dolaylı, mecazlı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin ve bizi yormayın…
Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız ki büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır, lütfen bunu bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruzdur.
En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur: 'En kolayını seç'. Bizden komplike şeyler beklemeyin.
Erkekler genelde sadece ana renkleri görürler. Mesela, şampanya bir renk değil, bir içkidir bizim için.
Sarımsı Yeşil, Açık Yeşil, Likör yeşili, Çimen Yeşili, Kireç Yeşili, Yay Yeşili, Orta Deniz Yeşili
Yukarıdakilerin hepsi vallahi yeşil işte..! Lütfen bizi zorlamayın..!
Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını bilmiyoruzdur lütfen sormayınız ayrıca uyum diye bir şey yoktur ve sırf uyum için giyeceğiniz şeyleri 1 hafta önceden tasarlamanız tamamen sizin takıntınızdır. Mavi kotun üstüne her renk ve desen bluz giyilebilir.
Kırmızı tokanız var ve sırf bu tokaya uyum sağlasın diye kırmızı bir elbise almaya kalkmayın lütfen..
Bizi anlamaya çalışın; ancak bizi anlama işini lütfen fazla abartmayın çünkü çok kolay anlaşılırız biz erkekler..
Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizim için bir anlamı yoktur, takdir beklemeyin. Bakımlı bir kadın herşeyden önemlidir.. Ayrıca ev işlerinden sonra yattığınız yerde sızıp kalıyor ve her türlü kur çabasına yorgunum diyorsanız bu da bizi bozar.. Bir erkeğe temiz evden önce temiz bir eş ve hatta sadece bir eş lazımdır. Temizlik bir temizlikçi tarafından da yapılabilir ama bazı şeyler temizlikçi ile yapılmaz… Yapılmamalı da. Bizi zorlamayın..!
Aylarca süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, mutlaka bir doktora gidin.
Size 'neyiniz var' diye sorduğumuzda, 'hiç bir şeyim yok!!!' derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin sonra bizi anlayışsız durumuna düşürmeyin…
30 civarında ayakkabınız ve dolaplar dolusu elbiseniz varken hala bizi iflas ettirmeye çabalamanız bir sevgi gösterisi değildir, yapmayın..
Sürç-ü lisan ettiysek affola, hepinize mutlu akşamlar..
Enes ASKAR - Editör
ForumEnglish
İNGİLİZCE ÖĞRETMENLERİNİN YENİ NESİL PAYLAŞIM PLATFORMU

