Devlet iş kapısı değildir, önce bu anlayış değişmeli.. Devletin ne böyle bir görevi ne de -gerçekçi olunduğunda görüleceği gibi- böyle bir imkânı var. Ancak bu anlayışın uzun vadede yine işsizlere, dar gelirlilere (ve onların çocuklarına) zararlı olacağı bir türlü anlaşılamıyor. Bankamatiğe kartı tak, parayı versin. Nereden geliyor bu değirmenin suyu? “Bilmem, devlet babadır, verir.” Verir; senin cebinden alır, ona, onunkinden alıp bana verir. Devletin içine elini daldırıp para çıkarttığı metafizik bir heybesi yoktur, devlet bütçesi dediğimiz şey büyükçe bir aile bütçesidir. 1000 TL kazanip 2500 TL harcayalım bakalım 7-8 ay, ne hale gelir bütçemiz?
Tekel işçileri, asgari ücrete razı olan ama iş bulamayan yüzbinlerce insan varken 4C’nin 700-800-900 küsur TL’lik, ‘garantili iş’ statüsünü beğenmiyorlar. Üstelik hiçbirisi bu süreçte Dünya Bankası desteği ile açılan meslek edindirme kurslarına da gitmemişler; tabii, devlet (yani biz, hepimiz, işi gücü olmayanlarımız da dahil) bakacak, mecbur ya, almış bir kere işe. Ortada -klasik ‘devlet memuru’ anlayışıyla calışılan/işletilen her durumda olduğu gibi- batan bir kurum var, işsiz insanlar aç gezerken asgari ücretin %30 fazlası paraya burun kıvırıyor hazretler. Kıdem ve ihbar tazminatlarını da alacaklarmış, ki o rakamlar da düşük değil, fakire iyi bir sermaye olur. (Ortalama 41.000 TL tutuyormuş. )
“Hükümet bunları mağdur etmeyiversin n’olcak” deniyor bazen; 2500 TL yan gelip yatmaya alışmış bu gibi devlet işçilerine verilecegine aynı paraya 3 tane işsiz ekmek sahibi yapılır. Böyle durumlarda tavizkâr olunmamalı. Üstelik daha önceki zamanlarda özelleştirilen kurumların işçileri tazminatlarını alıyor başka kuruma giremiyorlarmış, şimdi 4C diye bir statü getirilmiş. Bu konuyu vicdani mesele haline getirenler biraz da asgari ücrete razı ama ne çare ki iş bulamayan, bu gibi devlete sülük gibi yapışmış, verilen işi beğenmeyen efendileri görünce içinden isyan fırtınası kopartan işsizleri düşünseler, nasıl olur?
‘Devlet memurluğu’ denilen mefhum halk arasında niçin “hadi hayırlı olsun, hayatını kurtardı” şekliyle karşılanır? Asıl sorun burada. “Devletin sosyal yanı” diye başlanarak sayılıp dökülenleri anlamak da mümkün değil. Devlet o zaman tum işsizleri işe alsın? Onlar da bu ülkenin insanı değil mi? Yazık değil mi onlara? ‘Kazanılmış hak’ sahibi olmak için illa bir zaman devlete kapağı atmak ve ‘kendini kurtarmak’ mı lazım? Bu tip eylemleri destekleyenler, ajitasyon yaparak ‘vicdani duruş’ sergilediklerini zannedenler, aslında böyle ‘devlet memurluğu/işçiliği’ gibi sınıfsal bir ayrıcalığa sahip olmayıp, dar gelirli olan tüm insanlara kötülük yapmış oluyorlar. Çünkü böylesi verimsiz işletmelerde onyıllardır haketmedikleri paraları alan kişilerin bu statülerinin devam etmesini savunmak, bir işsizin, bir dar gelirlinin ekmeğini ağzından çalmak ile eşdeğerdir.
Dar gelirlilik, mülkiyetten kaynaklanan ve çoğu kez ‘miras alınan’ zenginlik/fakirlik bambaşka sorunlardır. Bu ülkede hem asgari ücret hem de genel anlamda ücretler elbetteki düşüktür, bunlar ülkelerin ürettiklerinin değeri ile alakalı hususlardir. Tüm bunlar önemli sorunlardır, bambaşka dinamiklerle beslenirler ve fakat devlet bu ve benzeri sorunları ‘iş dağıtarak’ çözemez. Yineleyeyim; bu tip politikalar uzun vadede yine -o eylem yapan, mevcut statüsünün devamını savunan Tekel işçileri de dahil- dar gelirlinin, geleceklerinin, çocuklarının zararınadır. Bunu anlayamayan ya saf ya da bu sistemden nemalanan, günübirlik düşünen bir memurdur..
25 Ocak 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 yorum:
Yorum Gönder